Elli, altmış yıl önce aile ve toplum olarak fakirdik, lâkin mutlu ve huzurlu idik, istisnalar hariç!
Neden?
Çünkü aile içinde küçüğün,büyüğün yeri, aile reisinin yeri, kadın ve erkeğin yeri belliydi. Her nere de olursa olsun aile reisi mekâna girdiği zaman kadınlar ayağa kalkar, hürmet ederlerdi, büyüğün yanında küçükler ayak, ayak üstüne atmazdı, ayağını uzatmazdı, babasının yanında sigara içemez, çocuğunu kucağına alıp sevemezdi! Bu tür davranışlar hoş karşılanmayıp kınanırdı.
Zaten genel olarak yaşadığımız toplumda bir arada otururken kimse ayak, ayak üstüne atmazdı! Herkes bir birine karşı saygılı ve hoş görülü idi. Daha doğrusu herkes yerini ve haddini bilirdi! Düğün ve cenaze merasimlerine iştirak edilir, gerekli destek ve hassasiyet gösterilirdi. Aile içi görev dağılımı yapılırdı, her birey işine gücüne bakardı, işi olmayan diyerine yardım ederdi, hülâsa; ortada yapılması gereken bir iş varsa herkes kıyısından, köşesinden tutardı. Her mahallenin kendine özgü hiyerarşik bir düzeni vardı, komşular kendi aralarında imece usulü iş bölümü yapıp yapılması gereken işleri hal edip, çözerlerdi.Her mahalenin bir abisi vardı, gençleri bir araya getirir, güne dair, geleceğe dair nasihat ederdi, aynı zamanda mahallenin namusu kendisinden sorulurdu. Başka mahallenin gençleri diğer mahallenin kızlarına laf atamazdı! Mahalle de kavgaya, kargaşaya, hırsızlık, arsızlığa, fuhuşa müsaade edilmezdi. Hiç kimse aleni bir şekilde alkol alamaz, kullanamazdı, içen gizli içerdi. Ramazan ayında herhangi bir sebepten dolayı oruç tutamayanlar, tutanlara karşı saygıda kusur etmezdi, ulu orta, meskun mahallerde yemez, içmezlerdi. Mahallenin gençleri toplanır, yaşam kültürümüzle özdeşleşmiş oyunlar oynarlardı. Hatırladığım kadarıyla çocukken mahallede oynadığımız oyunları gelecek nesiller için arşivleyelim: Çelik, çomak oyunu,
saklambaç, topaç çevirme, ip atlama, köşe kapmaca, tombilis, istop, yakan top, körebe, beştaş, misket oynama, uçurtma uçurtmak, birdirbir, uzun eşşek, mendil kapmaca, seksek oyunu, çuval yarışı, halat çekme, bezirgân başı, kutu kutu pense, yağ satarım, bal satarım ve daha aklıma gelmeyen, sayamadığım bir çok oyun...
Hafta sonları kız, erkek iç içe geç vakitlere kadar oturur, masal, hikâye, fıkralar anlatılırdı.
Kız ve erkek çocuklar birlikte oynar ve eylenirlerdi, hiç kimsenin aklına olumsuz bir düşünce ve davranış gelmezdi. Elbetteki her toplumda ve jenerasyonda sapık fikirli, şehvet düşkünü insanlar olabilir, lâkin bizim yaş grubumuzda varsa da kendini ifşa etmezdi, korkardı, olumsuz düşünceleri kendi nefsiyle baş başa yaşardı.
Yetmişli, seksenli yıllar da evinde siyah, beyaz televizyon olan hane sayısı çok azdı, televizyonu olmayan komşular çoluk çocuğuyla birlikte televizyon olan evlere giderlerdi, bazen öyle yoğunluk olurdu ki, yoğunluktan dolayı cam önü, dış kapı insanla dolardı. Oluşan yoğunluktan hiç bir komşunun isyan ettiğine şahit olmadım, hatta komşulardan bitanesi mahalleli rahat televizyon izlesin diye, dış kapının önünde masanın üstüne televizyon kurup izletiyordu.
Misafir geldiği zaman evinde bir eksiğinmi var, çat kapı yaparak ihtiyacını karşılıyordun, "komşu da pişen bize de düşer," ata sözü bizim zamanımız da karşılığı vardı. Komşu komşunun külüne muhtaçtı! Hatta sobayı tutuşturmak, yakmak için dahi komşudan kor halinde ateş alınırdı. Sofra kurulduğu vakit o anda kim gelirse sofraya davet edilirdi.
Kadınlar tandırlarda veya sac üzerinde ekmek pişirirlerdi, çocuklar ekmek kokusu alır, almaz tandır veya sacın etrafında toplanırlardı, kimsin, kimin oğlusun sormaksızın ikramda bulunulurdu. Komşuluk, akrabalık ve dostluklar samimiydi, sofra kurulmadan önce yakınlarda amca, dayı, teyze, hala varsa sofraya davet edilirdi, icabet eden evde yapılmış, pişirilmiş yemek veya tatlı varsa beraberinde götürürdü, daha doğrusu dışardan gelen herhangi bir ihtiyaç varmı diye sorardı. Herhangi bir mahallede hasta varsa ziyaret edilir, hal, hatır sorulurdu. Akraba veya komşulardan biri vefat ettiği zaman bir hafta, on gün yas ilan edilir, saygıya binaen televizyon ve radyo dinlenilmezdi! Yas evinde yemek pişirilmesine müsaade edilmezdi, akraba ve komşular evinde pişirir yas evine götürürdü. Merhum veya merhumenin çocukları bir haftalık yastan sonra, akrabaları veya komşuları tarafından çocukları veya kardeşleri berbere götürülür, saç ve sakal traşı yaptırılırdı. Mahallenin gönüllü ebeleri vardı, zaman, mekân, insan ayırt etmeksizin hamile kadınlara hastalığında ve doğumunda yardımcı oluyorlardı, aktif hizmet gönüllüleri idi.
Zira; araç sahibi bireyler elle sayılacak kadar azdı. İhtiyacı olan her mahallelinin işine koşulurdu, genelde hasta nakillerinde çok yardımcı oluyorlardı.
Nitekim; herkes bir birinin eksiğini, ihtiyacını gidermek için âdeta yarışıyordu. Geçmişte yaşanılmış anı veya konular çok, geçmişe dair bir zaman yolculuğu yaşatalım dedik.
Günümüzde ise; sözde iletişim ve teknoloji çağını yaşıyoruz! Her türlü hizmete anında ve hızlı bir şekilde erişim sağlayabiliyoruz, lâkin; akrabalık yok! Komşuluk yok! Kardeşlik yok! Arkadaşlık yok! Güven yok! Samimi duygu ve düşünceler yok! Ahlaklı, dürüst, adil yönetici yok denecek kadar az! Dürüst esnaf, dürüst tüccar, dürüst işveren, dürüst iş gören, daha doğrusu her konuda ehil ve ahlaklı kişiler azaldı! 21. yüzyıl gençliği mutsuz, güvensiz, yalnız, az sosyal, özgüvensiz, paranoyak, egoist, narsist, hazırcı, tembel, sabırsız, panik atak ve pisikopat!
Organik,kaliteli, sağlıklı, asil, orijinal, tüm gerçekçi gözle görülür, elle tutulur değer ve olgular maalesef yok olmak üzere! Ayakların baş olduğu, emperyalist, kapitalist düşünce ve eylemlerin tavan yaptığı, mafya, çete, tefeci, tetikçi, pezevenk, haramzade güruhların itibar gördüğü, itibar edildiği, medet umulduğu çağı yaşıyoruz.
Haraç alanı, gasp edeni, gayrı meşru hayat yaşayanı, haramzadeyi her ne maksatla ve amaçla olursa olsun öveni, met edeni, saygıdeğer, yardımsever olduğunu ifade eden şahsiyet insan olamaz, inançlı ve imanlı insan zaten olamaz!
İnsanlığını, namusunu, şerefini, haysiyetini, vicdanını yitiren güruh, dünya da ebedi değilsin, ölümlüsün, öleceksin!
Kul hakkıyla çene kapayanlar cehennemliktir!
Haramzade soysuzlar, yüzyıl dahi yaşasa, can çekişe, çekişe geberecekler!
Dünya'nın itibar ettiği, saygı duyduğu, biat ettiği soysuzların çoğu sübyancı, kapitalist, emperyalist, cani, kan emici, insanlıktan nasibini almamış güruhlardır.
Bu zavallılar insanlığın ve kendi sonlarını hazırlıyorlar, lâkin farkında değiller, her halde kendilerini ve ailelerini ölümsüz zannediyorlar!
Neymiş; Hastalıkla, kimyasal silahlarla insanları katledip, yok edeceklermiş, ürettikleri teknoloji ile kalan insaları ve dünyayı dizayn edeceklermiş. Koca kafalı zavallılar, bütün kâinatı yoktan var eden Yüce Allah'ın hesabını unuttunuzmu?
Eyy zâlim ebucehiller! Yaptıklarınız yanınıza kâr kalmayacak! Sizlere yeryüzünde huzur yok! Yaşattıklarınız kâbusunuz olacak! Dünya'nız da, ahiret'iniz de cehennem olacak!
Eli öpülesi, saygıdeğer ve çok kıymetli anne ve babalar: lütfen; çocuklarınıza çok para kazan, lüks hayat yaşa, parasız insan gereksiz insan söylemlerinden kaçının! Onlara ahlaklı, dürüst, adaletli, vicdanlı ve merhametli olmayı öğretelim! Özellikle ahlak ve maneviyatın olmazsa olmazlarımızdan ilki olduğunu telkin edelim!
Yüce Allah'ın rahmeti, bereketi ve mağfireti hakka tabi olanların üzerine olsun inşallah!